8 Eylül 2017 Cuma

DAHA






Nasıl herkesleri bu kadar rahat kaldırıyor yüreğiniz? Hiç mi oluk oluk sevmediniz? Birini delirtmek için birine, diğerini üzmek için bir başkasına gitmek, yormuyor mu ruhunuzu? Sahi, ruhunuzla en son nerede baş başa kaldınız? Kolay sevip vazgeçmeler aslında ruhsuzluğun göstergesi değil midir? Hiç mi kitap gibi sevmediniz? Hiç mi ruhunuz kanamadı?

Biliyor musunuz? Ruhum paramparça. Kan revan içinde. Hiç birisi kolay değil. Hiç bir şey. Hiç bir şey zor da değil. Hiç bir şey.

Sen harbiden çok güçlüsün lafını duymaktan da yıldım artık. Güçlüyüm. Evet, hem de normal bir insandan en az beş kat daha fazla. Ama bir fırtına beni savurmaya çalıştığında ona dimdik durabilecek kadar güçlüyüm. Onu durduracak kadar değil. Evet, o durana kadar dimdik ayaktayım. Ama durmasını beklemek, iki ay ömrü kalmış bir hastanın ölümünü beklemesinden daha zor. Daha yıpratıcı.

Yıpranıyorum. Neyse ki yıprandığım her yerden çiçeklerim açıyor. Yıprandıkça daha çok göz alıyorum. Daha renkli oluyorum. Daha özgür, daha hırçın, daha olan ne varsa işte. Hepsinden oluyorum.

Korkuyorum. Bir gün bu daha'ların beni benden almasından, ruhumun ölümünün bedeniminkinden önce olmasından. Sizin gibi ruhsuz kalmaktan, sevdiklerimin değişmesinden korktuğum kadar çok korkuyorum.

Kaçıyorum. Korkak gibi. Asilce. Hepinizden kaçıyorum. Kaçmak her zaman hayatım oldu. Bir gün kaçmayı bırakmış görürseniz beni, hayatımı verebileceğim bir şey bulmuşum demektir. Onu bulduğumda hayatımı korkusuzca önüne koyacağım. Eminim. Tüm benliğimle.

KüçükHanım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder