22 Ağustos 2017 Salı

İlk Efkar



Bugün sizinle idolüm ve hayatımda en sevdiğim insan olan kişiden bahsedeceğim. Dido'dan. Tam kişiliğimin oturduğu yaşlarda (3-6 yaş arası) onunla birlikte olduğum için çok şanslı bir çocuk olduğumu belirtmek isterim.

O benim gümüşümdü. Evet ona Gümüş Teyzem derdim. O sıralar gümüşün rengi altından daha güzel geldiği için gözüme gümüşü severdim. Çok sevince de Gümüş Teyzem lafını yakıştırdım ona.

Bu şekilde ona hitap ettiğim, evlenmeden önce 'Gitme, dur.' demek için altı  yaşında yazdığım mektubu aşağıya bırakıyorum.





Her sabah olduğunda anneannemlere çıkar, sabah kahvaltısından gece çayına kadar onun evinde olurduk Şişman'la. Arada sokağa çıkıp oynar yine anneanneme geçerdik.

Teyzem çok akıllı, çok güzel, özgüveni yerinde olan ve hayatımda gördüğüm en zarif kadındı. Aslında ona benzemeyen tek özelliğim zarafet. Onun dışında her özelliğim ona benzer.

Canımda can, en sevdiğimdi. Gideceği günü hatırlıyorum. Evlenip bize uzak bir yere taşınacağını. Hayatımın ilk büyük yıkımıydı. Benim teyzem, birlikte bulaşık yıkadığım, yemek yaptığım, Galatasaray maçı izlediğim (Yedi yaşına kadar onun sayesinde Galatasaray'lıydım.), iş yerine bile gittiğim, beni sürekli mıncırıp öpen teyzem; gidiyordu.

Yuva kuracakmış. Bu yuva değil mi? Bırak teyzemi! Ben onu senden önce sevdim. Ya gitsene! Onu burada bırak git. Seni hiç sevmedim Enişte Bey. Nereden girdin sen huzur dolu hayatımıza? Derken bir baktım ki benim kara günüm olan düğün günü geldi çattı.

Teyzem büyük gelin, ben ve kıvırcık ise küçük gelinler olmuştuk. Hayatımın ilk berbat günüydü. Tüm düğün boyunca ağladım. Hiç susmadan. Öyle ki, mahalle arkadaşlarımı, kıvırcığı hatta Dido'mu bile ağlatmıştı bu içli ağlayışlarım.

Tam düğün günü Dido'yu ağlattığım için Enişte Bey bana 'Git, teyzeni ağlatma.' dedi. Ben ise kısa saçları topuz yapılıp üstüne sim dökülmüş, tombul kırmızı yanaklı, altı yaşında ki küçük gelin 'Sanane ya? Gitmiyorum.' diye çemkirip teyzeme sarılmıştım. Bende ki cesarete bakın a dostlar. Boyun yüz beş santim, iki metrelik herife dikleniyorsun. O zamandan beri bana cesaretim her alanda yaradı ama Enişte Bey'de bana düşman kesildi. Ben ona hır, o bana hır derken yıllardır evliler...

Ama biz Enişte Bey'le hala didişip duruyoruz. Sanki onunla didişmeyi kestiğim gün içimdeki küçük kız ölecek gibi.

Sırf o kız ölmesin diye onunla sürekli didişeceğim...

Tabi içimde hala ona karşı bir kin var ayrı mesele. (Sırıtıyorum.) Ne de olsa altı yaşında küçük bir kızın Volkan Konak - Cerrahpaşa türküsünü dinlerken acı çekmesine sebep oldu. Ciddiyim. O türküde 'Herkesin bir derdi var, durur içerisinde.' dediği kısımda hep teyzemin gidişi aklıma gelir, üzülürdüm.

Şimdi diyorum da, keşke tek ve en büyük derdim bu olarak kalsaymış. O türküde ilk efkarlandığım vakit, zaman dursaymış.

Bir çocuğun kalbi ne yumuşak, ne ağırmış.

Şimdi ise Dido hala idolüm, hala en sevdiğim insan. Hatta o artık birden fazla kişi. İki çocuğu var. O zaman gidişine içerlemiş olsam da şimdi 'İyi ki' diyorum. 'İyi ki yuvasını kurmuş.'

Dostlar, bazı gidişler, sıkıntılar, kayıplar, acılar sizi hayatınızdaki büyük mutluluklara hazırlar.

Acı çekin, mutlu olun. En önemlisi umutlu olun. İyi geceler...


-KüçükHanım-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder