27 Şubat 2016 Cumartesi

Karanlığın Fırçası Goya.


En sevdiğim ressamlardan..








1746-1828 yılları arasında yaşamış en popüler ressam ve gravür sanatçısıdır. Bana göre mucize; hem Batı sanatında bir dönüm noktası olan ve bize hiç farkında olmadığımız 'insanlık alemi'nin en derin, en karanlıkta kalmış, koyu, siyah duygularını gösteren Goya'nın gravürleri kesinlikle başressamlığı haketmiş dedirtiyor.

Goya, Batı sanatının en önemli isimlerinden biri. Avrupa tarihinin en kritik dönemlerinde yaşamış bir sanatçı.  Karmaşık ve zor bir hayat sürdürüyor. O da Beethoven gibi sağırlaşıyor. Beethoven'in sağırlığından farklı olarak çok uzun yıllar bu halde yaşıyor. Ama sadece sağırlık değil sorunu. Denge sorunları var. Onun üstüne de çok ağır ruhsal bunalımlar geliyor. Ne yazık ki, yaşlılığı tükenmişlik, delilik, çaresizlik içinde geçiyor. Karısı ölüyor. Hizmetçisiyle süren uzun ilişkisi ayrıca sorunlu. Nihayet İspanya'yı terk ediyor. Bordeaux'ya (Bordo) gidiyor ve orada ölüyor. Oraya defnediliyor. Kemikleri sonradan taşınıyor İspanya'ya. 









Yaşadıkları tamamen fırçasınada yansıyan bir ressam Goya. İlk eserlerinde renkleri özgürce kullanırken dönüm noktasından ve üzerine biriken dert yığınından sonra fırçası tamamen karanlığa bürünüyor.
Evinin duvarlarını rahatsız edici resimlerle süslemeye başlar. Siyah, gri ve kahverenginin ağırlıkta olduğu  bu resimler,14 sahneden oluşan 'Kara Tablolar' olarak anılır ve hiçbirinin ismi yoktur. (19.yy sonlarında evdeki duvarlar sökülerek madriddeki Del Prado Müzesine götürülür. Bugün hala aynı müzede, tuvaller içinde sergileniyor.) İnsanlığın karanlık iç dünyasını yansıtan üzerinde düşünülmesi gereken o tablolar çıkıyor fırçasından. Picasso'nun ilham aldığını söylediği sanat dahisinin yağlı boya ve gravürleri kesinlikle incelenmeye değer.
























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder