14 Kasım 2015 Cumartesi

Herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.




Siz okurken ne hissediyorsunuz bilmiyorum fakat ben yazarken yaşıyorum. Aldığım tepkileri değerlendirirsem yazmaya devam etmemi söylüyorlar. Anılarımı, içimden geçenleri dürüstçe söylemek beni rahatlatıyor. Belki herşeyi yazmak ilerdeki başarılarımı etkileyebilir. Bilmem bunu düşünende var. Oysaki ben gördüğüm herşeyi yazmak istiyorum. Ayrıntısıyla birlikte. Hiç birşeyi unutmak istemiyorum. Hatıralarım eskisin istemiyorum.Unutulmayacak diyorum bunca şey yitip gitmeyecek yoksa ne anlamı kalır yaşamanın ? Bu hayatta var olduğumuzu burdan geçtiğimizi belli etmek istiyoruz. Kumda ayak izinimizi kimi başarıylarıyla, kimi çizdikleriyle, benim gibilerde yazarak bırakıyor.


...


Çocukluğumun hayali spor ayakkabılardı sanırım.

 Altıncı sınıftı tam hatırlayamıyorum. Derse ayrı bir beden hocası girdiği sene işte. Her çocuğun sevdiği ders gibi bedene bayılıyorum. O sene zorunlu kıyafet denen bir olay çıkarıldı. Eşofman ve spor ayakkabı getirmeyen yok yazılıp beden dersindeki oyunların hiç birine katılamıyor. Yok yazılmak problem değilde o yaştaki bi çocuğa verilen en acıtıcı cezalardan biri oyuna katmamaktı sanırım.
   Spor ayakkabım yok. Bizimkilerin durumu ortada spor ayakkabı bize o döneme göre çok lüks kalıyor. İlk hafta söylemedim. Yok yazılıp, oyun oynayamadım ama tek değildim. Çoğu sorumsuz öğrenci bana eşlik etti. Sonraki hafta anneme söyledim paramız yetmedi yine yok yazıldım ve oyunlara katılmadım. Bir sonraki hafta ise annemle çarşıya çıktık nereye gitsek çok pahalı ayakkabılar ama o kadar güzellerki benim gözümde hakediyorlar. Bizim durum buna hayatta yetmez. En son eve yakın bir ayakkabıcıya girdik spor ayakkabılar pahalı adam bir kuruş indirmiyorda krampon vardı tam karşımda o dönem adını bende bilmiyorum tabi. Adam onu gösterdi bizim pembiş spor ayakkabının yarı fiyatı.. Tabi annem ne bilsin krampon erkek ayakkabısı daha adını bile bilmiyor. 'Giyermisin? 'dedi. Durumu biliyorum. Okula spor ayakkabı götürmediğim için hoca sınıfın ortasında 'Neden kızım neden ? neden unutuyosun' diye azarlıyor. yok yazılıyorum. Ee bide oyuna katılamıyorum. 'Alalım giyerim anne' dedim. Bana bu macerada eşlik eden bir kız vardı o sene annesi vefat etmişti durgun bir kızdı. Sanırım onlarında durumu yoktu.O kızla muhtemelen ortaklaşa hissettiğimiz o şeyler bize anlamsız bir kardeşlik hissi veriyordu. O hafta geldi çattı. Erkekler tenefüste giyinip geldi hepsinin ayağında benim ayakkabı. Lan ben bunu giycemde şimdi bunlar bişey demesinler. Dur bakalım geçtik soyunma odasına benle beraber yok yazılan kızında aldığı ayakkabı krampon... Giydiğim kramponu çıkardım hemen bu kızla dalga geçmezlerse haftaya bende giyerim dedim.
öğretmenimiz bile durumdan anlamıyordu birşey derse çocuk aklımla yıkılabilirdim. Aşağı indik sıradayız hoca üstü olanları olmayanlardan uzaklaştırıyor vebalı gibi bizim yanımıza kimse gelmiyor. Üstü olan kızlar sanki premses nasıl saçlarını savuruyorlar. O spor ayakkabıları nasıl büyüyor gözümde ve yüreğimde.. Bizim kıza sıra gelince sınıftaki erkekler yaşlarına göre pek acımasız kahkahalar atarak kızla dalga geçiyorlar. İçine kapanık bir kızdı. Buna sebep olan ise tamamen sevgili beden hocamızdı.
O günü hiç unutmam. O kızın annesi yoktu. O kahkahaları.. Olmayan spor ayakkabılarımızı.. Ve sevgili kramponları..

Durumdan anlamayan öğretmenden nefret ettim. Bir çocuk neden 4 hafta boyunca spor ayakkabı getirmez belki yoktur he.. Belki babasının parası yoktur ? Sonrasında gelen öğretmenler çok daha anlayışlı oldular fakat o gün mıh gibidir aklımda. Bir çocuk bişeyim yok dediğinde  kalbim büzüşüyor. Nefes alamıyorum.
Benim durumuma düşmesin o kıza gülündüğü gibi gülünmesin diye telefonumu satarım. Yeterki o çocuk o yaşta 'ailemin durumu yok söylemeyeyimde üzülmesinleri' düşünmesin.

....

Kızlarla sabahlamayı özlemişim. İşe gidecek olsakta beşi garanti buluyoruz. En son sabahladığımızda hayvan gibi yiyip dedikodu yapmıştık. Tabi benim sonum;
Ah, yine manyak eğlendik bu geccceeeeee hık. Ay kafaüstü düştüm.

(fazla yemektendir sanırım)

Bazen firmadada bunu yaşıyorum.
Firmadayken bazen dışardan gelenler çikolata ve benzeri şeyler getiriyorlar. Tabi ben ofise elimdekileri kafama bastırmış bir şekilde girip;

'Çocuklar, koridordan harika bir haber getirdim.
hepimize çiikilata..
Günün geri kalanının ne olacağı umrumda değil artık.'
..


Nerde mamalak var beni bulur zaten geçen gece eski bir arkadaşım mesaj atmış uzun zamandır konuşmuyorduk. Sabah döndüm mesajına bir şey söyleyecek diye merak ettim. Baktım saçmalıyor şeytanda kulağıma boşver bu salağı diyor ee günde benim için çok yoğun geçiyor cevap yazmadım. Bu delirdi nasıl yazıyor. Cevap vermiyorum habire yazıyor salak salak sonunda kahkaha attığı mesajlar gönderiyor. Tabi ellerime titreme aldı sinirden. Son mesajda kilomdan dem vurdu baya bana yardırdı. Ellerimdeki titreme vücuduma yayıldı. Susmuyor habire mesaj geliyor bundan yahu adam boş biride değil. Avukat olacak toplumsal bir kayıp daha. Engellesem şimdi cevap vermeden engellersem içimden hep bu çocukla savaşacağım. Kesin beynimde bunla ağız dalaşına falan gireceğim.
Nasıl bir çıldırmışlıkla mesengera girdim, nasıl o mesajları yazdım bende bilmiyorum. Yazdıktan sonrada silmeyi unuttum akşam sakinleşince mesengerda bizimkilerle konuşurken alttan bana gülümseyerek göz kırpan şu sözü gördüm;
 ' tabi sende haklısın o surata kimse z*çmazda..'

Sonrası kahkaha.. normalde bu moda girmem zordur nasıl bir kafa yaşadıysam baya döktürmüşüm mesaja girmeye cesaret edemedim. Kahkahalarla mesajı sildim.

Umarım obez olur ve vinçle camdan çıkarılmak zorunda kalır.

..

Geçenlerde firmada aklıma ne kadar yaşlandığım geldi ve hala istediğim noktada değilim. Başım döndü destek almak için masayı tuttum. Nefesimi sabitlemeye çalıştım. Evet yaşlanıyorum. Tebessüm çizgimde var. Acaba dahamı az gülsem yoksaa botoksmu yaptırsam. Yaşlanıyorum ben ya adeta bir eriğin olgunlaşıp çürümesinin hızlı çekim versiyonu gibi.

Yarın biriyle çay içicem uzun zamandır kimseyle çay içmiyorum. Buluşmaya nasıl elim ayağım titremeden gidicem bilmiyorum. Sevgili olayı yokta yinede kasılıyorum işte. Çay nasıl içilir diye düşünüyorum şuan.

Bi sorun olursa aksi giden bir durumla karşılaşırsam cevabım şimdiden hazır 'Şişman olduğum için işte!'


Bu ara sevgili düşüncem yok. Hoş düşünsem kaç yazar bunuda bilmiyorum.
Ama ayrılıp, barışmasıydı, ağlayıp zırlamasıydı, insanlara anlatmasıydı çok yorucu. Bense çift kişilik yatağımda dünyayla bağlantımı kesmeyi tercih etmiş bir yalnızlık savaşçısıyım. (Yazar burda kendini aklıyor.)

Biri sizi terkettiğinde onu özlemenin yanında birlikte yarattığınız o küçük dünyanın yıkılmasının yanında ve yaptığınız yada gördüğünüz her şeyin size onu hatırlatmasının yanında sizi denediklerini ve sonunda bedeninizi oluşturan her bir parçanıza sevdiğiniz o kişi tarafından REDDEDİLDİ damgası vurulduğunu düşünmektir. Bu yüzden asıl üzüldüğümüz onu kaybetmekmi yoksa reddedildiğimizi bilmek mi ? bu hala merak konusu.
Romantik kalp kırıklığımızın ne kadarının ego ve gururdan değilde gerçek kayıptan dolayı olduğunu düşünerek kasvetli ve hayata küskün bir hale bürünüyorum.

Duygusal başarısızlığımızın ve yalnızlığımızın yine altını çizdim.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder